İklimi yok etmenin kanunu

Wait 5 sec.

Ekoloji örgütlerinden ve sivil toplum örgütlerinden görüş alınmadan hazırlanan ‘İklim Kanunu’ teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu. Yaşam savunucuları, kanun teklifinin Türkiye’nin karbon emisyonlarının ne zamana kadar ve ne şekilde azaltılacağına dair yeterli bir çerçeve sunmadığı, fosil yakıtlardan çıkış için hiçbir takvim öngörülmediği ve bu haliyle bir İklim Kanunu olmaktan uzak olduğuna dikkat çekti.Açıklamalarda "Şirketlerin çıkarı için hazırlanan ve iklim adaletini gözetmeyen kanun meşru değil. Ne yazık ki bu teklif, iklim krizine karşı gerçek bir mücadele aracı olmaktan çok, sermayenin çıkarlarını gözeten ve doğayı metalaştıran bir yeşil boyama örneğidir" dedi. EKSİKLER SIRALANDITBMM’ne sunulan ve Çevre Komisyonu’na gelen kanun teklifine tepki yağdı. 15 sivil toplum kuruluşunu bir araya getiren İklim Ağı, kanun teklifinin yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Açıklamada "Şeffaf, sivil toplumu sürece dâhil eden, sera gazı emisyonlarını bugünden itibaren azaltmayı hedefleyen, fosil yakıtları yerin altında bırakan, biyolojik çeşitliliği ve doğal sistemleri koruyan, adil geçiş mekanizması oluşturan bir İklim Kanunu talep ediyoruz" denildi.Bugünün BirGün'üİklim Ağı’nın kanun teklifine dair yeniden düzenlenmesini talep ettiği eksiklikler ise şu şekilde sıralandı:Sivil toplum yok, denetim yok: İklim Kanunu sadece çevreyle ilgili bir düzenleme değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik ve sosyal geleceğini de belirleyecek kritik bir adım. Ancak, kanun teklifi hazırlanırken bilim insanlarının ve iklim alanında  çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) görüşlerine başvurulmadı. Ayrıca, STK’lara teklif edilen kurul ve mekanizmalarda da yer verilmedi. Bu haliyle teklif, iklim politikasında denetim ve şeffaflık sağlamaktan uzak kalıyor.İklimi bozan sera gazlarını azaltmıyor: Bilim insanları, küresel sıcaklık artışını 1.5°C ile sınırlamak için emisyonların bugünden itibaren hızla azaltılması gerektiğini söylüyor. Ancak kanun teklifinde, sera gazı emisyonlarını bugünden itibaren azaltmayı taahhüt eden mutlak bir azaltım hedefi bulunmuyor. Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hangi seviyeye kadar ve hangi hızla azaltacağı net bir şekilde  ortaya konmuyor.Kömür gaz petrol tüketimini bitirme hedefi yok: İklim değişikliğiyle mücadelede en önemli adım fosil yakıtların terk edilmesi. Ancak kanun teklifi, kömür, petrol ve gaz kullanımının sonlandırılmasına dair bir hedef içermiyor. Bunun yerine, azaltım yöntemleri olarak henüz uygulanabilirliği kanıtlanmamış  karbon yakalama ve depolama gibi teknolojileri vurguluyor ve bu teknolojilerin gelişmesine dayanarak iklim değişikliğiyle mücadeleyi erteliyor.ETS, emisyon azaltımına hizmet etmeyecek: Teklif, esasen emisyon ticaret sistemini (ETS) düzenlemeye odaklanıyor. Ancak, sera gazı emisyonlarının azaltımını hedeflemeden devreye alınacak bir ETS, düşük karbon fiyatlarının oluştuğu, sığ bir emisyon piyasasına dönüşme riski taşıyor. Ayrıca, mevcut teklifle önerilen “denkleştirme” yöntemiyle tesisler, emisyonlarını azaltmak yerine fidan  dikmek gibi uygulamalarla emisyon bedeli ödemekten kaçınabilir.Adil geçişin adı var, mekanizması yok: Kömürlü termik santraller gibi fosil yakıta dayalı sektörlerin kademeli olarak ortadan kalkmasıyla etkilenecek çalışanlar ve geçimi bu sektörlere dayalı olan hane halklarının mağdur olmaması için adil bir geçiş mekanizması kurulması gerekiyor. Ancak kanun teklifinde adil geçiş kavramı yer alsa da, buna yönelik somut bir mekanizma sunulmuyor.Gelirler şirket değil, toplum yararına kullanılmalı: ETS’den elde edilecek gelirlerin çalışanlar ve hane halkları yararına kullanılmasına yönelik bir düzenleme bulunmuyor; gelirler yalnızca özel sektörün yeşil dönüşümüne ayrılıyor. Oysa iklim adaletinin bir gereği olarak iklim değişikliğinin etkileri (taşkınlar, fırtınalar, orman yangınları vb.) nedeniyle bireylerin maruz kaldığı kayıp ve zararların karşılanmasına yönelik bir mekanizma tanımlanması ve bu mekanizmanın ETS gelirleriyle finanse edilmesi gerekiyor.SERMAYE ODAKLI69 ekoloji örgütün imzasının yer aldığı açıklamada, kanun teklifinin havayı, toprağı, suyu pazarlık konusu hâline getirdiği belirtildi. Teklifin toprağı kazma sesleriyle, dereleri beton duvarlarla, ormanları rant projeleriyle boğmak isteyen büyük şirketler için hazırlandığı savunulan açıklamada, "Türkiye’deki iklim politikaları doğayı ve toplumu değil, ticareti korumak üzerine inşa edilmektedir. Ticari kaygılarla yürütülen her yasal değişiklik, şirketlerin dereleri kurutmasına, tarım arazilerini yok etmesine; bölgelerin ormansızlaştırılmasına, soluduğumuz havanın kirletilmesine neden oldu" denildi.Sermayenin kâr odağını alan bir kanunun gerçek bir İklim Kanunu olmadığı vurgulanan açıklamada, "İklim krizine neden olan tarım, enerji, sanayi ve madencilik politikalarında hiçbir değişiklik getirmeyen, iklim krizinin yol açtığı seller, fırtınalar, yangınlar gibi afetler için hiçbir önlem öngörmeyen, işçilerin haklarını güvence altına almayan, kadınların ve dezavantajlı grupların iklim krizi nedeniyle uğrayabileceği ayrımcılığı gözetmeyen, gençlere güvenceli bir gelecek vadetmeyen ve adalet mekanizmasını halkın talepleri doğrultusunda işletmeyen bir kanun gerçek bir İklim Kanunu değildir. Tamamen şirketlerin çıkarı için hazırlanmış ve iklim adaletini gözetmeyen bir kanun düzenlemesi bizler için meşru olamaz" ifadelerine yer verildi. KRİZİ PERDELİYORİklim Adaleti Koalisyonu ise iklim krizinin tüm dünyada insanların ve diğer canlıların yaşamlarını tehdit eden, acil ve uluslararası bir çaba gerektiren küresel bir mesele olduğuna dikkat çekti. Açıklamada, özetle şu ifadelere yer veridi:"Ancak İklim Kanunu Teklifi, net sıfır emisyon hedefi ve yeşil büyüme vizyonu gibi kulağa hoş gelen ifadelerle bu krizin ciddiyetini ve aciliyetini perdelemektedir. Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve diğer birçok ülkede gördüğümüz gibi, yeşil kalkınma söylemi çoğunlukla ‘ekolojik modernizasyon’ adı altında, ekonomik büyümeyi ve sermaye birikimini devam ettirmek için kullanılan bir araç haline gelmiştir. İklim Kanunu Teklifi ise bu yeşil boyama stratejisini kullanarak, karbon piyasası ve ticaret mekanizmalarıyla doğa talanını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. İklim krizinin çözümü tüm ülkelerin ortak çabasıyla mümkündür. Bu çabanın temelinde kâr değil, insanın da bir parçası olduğu doğanın korunması yer almalıdır. Sömürünün olmadığı, ekolojik bir yaşamın inşası için herkesi dayanışmaya ve bu "Yıkım Kanunu"nun iptali için seslerini yükseltmeye çağırıyoruz." CHP Bursa Milletvekili ve PM üyesi Orhan Sarıbal da kanunla ilgili “AKP’nin Meclis’e sunduğu İklim Kanunu Teklifi, çiftçiyi, üreticiyi, tarımı ve gıda güvencesini yok sayan bir anlayışın ürünüdür. İklim Kanunu ülkenin kaynaklarının sömürülmesinin yasası olacak” dedi.∗∗∗YÜZE YAKIN KURUMDAN ‘GERİ ÇEKİLSİN’ İMZASITürkiye’nin dört bir yanından iklim adaletini savunan 100’e yakın kurum, İklim Kanunu tasarısına karşı ortak bir imza kampanyası başlattı. İmza kampanyasında özetle "Yaşamı, doğayı, iklim adaletini ve insan haklarını savunan, katılımcı bir süreçle hazırlanacak gerçek bir İklim Kanunu istiyoruz! Komisyona sunulan tasarı acilen geri çekilerek, sivil toplum kuruluşlarının ve bilim insanlarının görüş ve önerileri ile bilimi, iklim adaletini ve toplumsal ortak faydayı önceleyen bir perspektife uygun olarak yeniden yazılmalıdır" denildi.∗∗∗RESMEN TİCARET KANUNUKazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan ise şu değerlendirmeyi yaptı:"Tasarının hazırlık aşamasında konu ile ilgili bilim insanları ve ilgili sivil toplum örgütleri ile görüşülmemiş, görüş ve öneri alınmamıştır. Ancak ulaşılan bazı bilgilere göre Ticaret ve Sanayii Odaları’ndan alınmıştır. Nitekim, tasarı bu hali ile, İklim Kanunu değil, tam bir Ticaret Kanunu’dur. Tasarıda karbon salımını ve buna bağlı olarak iklim değişikliğini azaltacak hiçbir somut politika yer almamaktadır. Karbon salımını arttırılmaya  devam edilerek karbon ticareti düzenlemeleri ile iklim değişikliği ile mücadele edilemez. İklim Kanunu teklifi, havamızı, toprağımızı, suyumuzu pazarlık konusu hâline getirmektedir. Doğayı ve toplumu değil, “ticareti” korumaktadır. Tasarıda, iklim değişikliğin yarattığı sel, fırtına, vahşi yangınlar, kuraklık, susuzluk, ürün kaybı gibi sonuçlarına maruz kalan ve etkilenen yoksul halkın, kadın ve çocukların zararlarının nasıl karşılanacağına dair hiçbir politika ve taahhüt yer almamaktadır. Tasarıda ‘adil geçiş’ten tanım olarak söz edilse de yeşil dönüşümde işçi sınıfının uğrayacağı zarar ve kayıplar için herhangi önlem mekanizması yer almamaktadır. Tasarı acilen geri çekilerek, katılımcı bir süreçle, bilim insanları ve bu konuda çalışan sivil toplum örgütlerinin görüşleri doğrultusunda yeniden hazırlanmalıdır."∗∗∗ASLA KABUL ETMİYORUZKazım Yılmaz (Muğla Çevre Platformu): Ekonomik ve ekolojik kriz ortamında acil ihtiyacımız olan gerçek bir İklim Kanunu; doğa korumacı ve ekokırımı suç olarak kabul eden bir yaklaşımı benimseyerek iklim krizinin baş sorumlusu fosil yakıta dayalı enerji üretiminden adil bir çıkış içermelidir. Fakat meclise gelen iklim kanunu teklifi bunun çok uzağındadır; emisyon azaltımını değil, emisyon ticaret sistemi kurmayı amaçlayan, iklimi değil, şirketlerin çıkarını önceleyen bu teklif iklim kanunu değil, ticaret kanunudur.Mehmet Dalkanat (Elbistan-Afşin Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu): Maraş’ta 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşıyoruz. Bölgemizde tarım ve hayvancılık bitme noktasına geldi. Her gün kirli hava solumaya devam ediyoruz. Şu anda Afşin-Elbistan’da yıllardır kirlilik saçan A kömürlü termik santraline yeni üniteler yapılması planlanıyor.Süleyman Eryılmaz (Ekoloji Birliği): Toprağı kazma sesleriyle, dereleri beton duvarlarla, ormanları rant projeleriyle boğmak isteyen büyük şirketlerin çıkarları için hazırlanmış bu kanun tasarısını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.