Öcalan'ın çağrısına Müsavat Dervişoğlu'ndan ilk yorum

Wait 5 sec.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yaptığı silah bırakma çağrısının ardından konuştu. Dervişoğlu, iktidara tepki gösterdi. "Bu iktidar, PKK’yı lağvetme kılıfıyla, aslında Cumhur İttifakı devletine katmaktadır" diyen Dervişoğlu, "Bu süreç, millet tanımıyla oynayarak, ömür boyu başkanlık pazarlığıdır. Ve başka bir amaca da matuf değildir. Emin olun, iktidardakilerin de bunu elde etmek için söylemeyecekleri yalan, veremeyecekleri iç ve dış taviz bulunmamaktadır" ifadelerini kullandı."TERÖR DEVLETLEŞECEKTİR"Dervişoğlu'nun açıklamasının tamamı şu şekilde: "Milli gurur ve şuur sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, endişeyle, şüpheyle ama en çok da öfkeyle, 50 bin insanımızın katili, müebbet hükümlüsü cani başının mektubunu bekleyecek kadar şirazeden çıkmış bir iktidarın, organize bir delirmişliğin tasallutu altındayız.Tarihe not düşmek isterim ki; bu süreç kirli bir pazarlığın, bir o kadar kirli ürünüdür. Türkiye, tek adamın makam ve unvan hırsıyla, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir istibdat çukuruna yuvarlanmak üzeredir. Aziz milletim, Türk devleti uzun süredir bir iddianın arkasındadır. Buna göre; Suriye’nin kuzeyinde yapılanan PYD/YPG terör örgütü, aslında PKK’nın ta kendisidir. Nitekim bu ülkeyi yönettiğini iddia edenler, ABD ve Avrupa Birliği’ne seslenerek: 'PYD/YPG, PKK’nın kendisidir. PKK’ya terör örgütü deyip, YPG’ye destek oluyorsunuz. İkisi de aynı örgüttür' demiştir.Bu gerçekten hareketle bugün sergilenen kirli oyunda, hükümlü teröriste yaptırılan çağrı, yalnızca PKK’ya, yazıhanesini Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine taşıması çağrısıdır. Daha önce Cumhuriyet Bayramı’nda, Suriye’nin kuzeyine geçirdikleri teröristlerle mücadele etmek zorunda kalan bu iktidar, anlaşılan o ki, bugün aynı ihanetin yeni versiyonunu yürürlüğe koymuştur. Bu oyunun mimarları, kiminle hangi pazarlıkları yaptıklarını, 'asla izin vermeyiz' dedikleri Suriye’nin kuzeyindeki devletleşmeye dair ne düşündüklerini izah etmek zorundadırlar.Bu, milletimize karşı namus borçlarıdır. Bugüne kadar bu sürecin sonuçlarının ne olacağıyla yüzleşmemiş olan bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum ve umuyorum ki; bugün televizyonlarda yayınlanan, teröristbaşı ve avanelerinin fotoğrafını gördüklerinde, mektubu duyduklarında, binlerce şehidimizi düşünmüşler, uzuvlarından mahrum bırakılmış binlerce gazimizi gözlerinin önüne getirmişlerdir.Ve onların annelerinin, babalarının, çocuklarının, eşlerinin yıllardır yaşadıkları tarifsiz acılara, bir de böylesine bir ihanetin eklenmesiyle, şu an yaşadıkları derin acıyı anlamışlardır. Bebek katilinden barış güvercini yaratmaya cüret eden bu iktidar, PKK’yı lağvetme kılıfıyla, aslında Cumhur İttifakı devletine katmaktadır.Ezcümle, hangi isim ve gerekçeyle yapılırsa yapılsın, bu süreç, millet tanımıyla oynayarak, ömür boyu başkanlık pazarlığıdır. Ve başka bir amaca da matuf değildir. Emin olun, iktidardakilerin de bunu elde etmek için söylemeyecekleri yalan, veremeyecekleri iç ve dış taviz bulunmamaktadır. Terörsüz Türkiye diye çıkılan yolun sonunda, terör devletleşecektir. PKK ismi lağvedilip, PYD/YPG terör devleti kurulacaktır.Şunu özellikle milletimizin takdirine sunmak isterim; binlerce evladımızın hayatına mal olmuş, alçakça bir terör sürecinin finaline, 'Onurlu çıkış' demek, onursuzluğun ta kendisidir. Teröristler makbul olurken, Türk olmak terörist anlamına gelecektir."GÜN, MÜCADELE GÜNÜDÜR"Gazeteciler, parti genel başkanları, genç teğmenlerimiz, iş dünyamız... Hepsi, bu girilen yolun ilk kurbanlarıdır.Eğer buna dur diyemezsek, İmralı teröristleri hür, Cumhuriyet vatandaşları tutsak olacaktır.Hukuksuzluk ve yoksulluk cehennemi genişleyecekVe bir federasyon cehennemine evrilecektir.Geldiğimiz noktada, tescilli bebek katilinin mektubuna sığınarak, çoktan kendini başka isimlere ve coğrafyalara taşımış bir terör örgütünün sözde kendini feshiyle olmayan bir savaşın barışının geleceğine inanmamızı bekleyenlerin, emin olunuz ki bizi düşürecekleri bu karanlığın dibi yoktur.Gün, bu gölge oyununa seyirci kalanlar ve alkışlayanlarla, mücadele günüdür.Ülkesini seven her bir kardeşime, 20 Ekim 1927’de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği vazifeyi hatırlatıyorum:'Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet, ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-u zaruret içinde, harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı; İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır."Ya hep birlikte oturup bu gölge oyununa seyirci kalacak, ve Cumhuriyetin ebediyen elimizden gitmesine razı olacağız; ya da şerefli Türk vatandaşları olarak, Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar koruyacağız. Aziz milletimi saygıyla selamlarım."