Lübnan merkezli Al Modon haber sitesinde yayımlanan bir analizde, yerli savaş uçağı geliştirmenin yalnızca askeri bir kabiliyet değil, aynı zamanda ülkelerin müttefikleri karşısındaki stratejik bağımsızlığını ortaya koyan önemli bir gösterge olduğu değerlendirildi. 1980’lerde İsrail’in yerli savaş uçağı “Lavi” projesi, teknik yetersizlikten ziyade ABD finansmanına ve teknolojisine aşırı bağımlılık nedeniyle iptal edilmişti. Artan maliyetler ve Washington’ın kısıtlamaları sonucunda Lavi projesi rafa kaldırılmış, İsrail bunun yerine ABD’den F-16 almak zorunda kalarak havadaki bağımsızlık iddiasından geri adım atmıştı.Aynı değerlendirmeye göre Türkiye, F-35 programından çıkarılmasının ardından milli bir egemenlik meselesi olarak gördüğü “KAAN” projesinde geçmişteki bu örneklerden ders çıkararak riskleri dağıtmayı seçti. Hürjet, Anka-3 ve Kızılelma gibi projelerle desteklenen KAAN, 2024 yılındaki başarılı test uçuşlarının ardından Mayıs 2026’da Türk Hava Kuvvetleri’nden 20 adetlik “KAAN Blok 10” siparişi alarak seri üretime geçişte kritik bir eşiği aştı. Ayrıca Temmuz 2025’te Endonezya ile yapılan 48 uçaklık ihracat anlaşması, projenin dış baskılarla iptal edilmesini zorlaştıran önemli bir ekonomik ve siyasi kalkan sağladı.Ancak Al Modon, KAAN’ın tam bağımsızlık yolunda tıpkı Lavi gibi dışa bağımlılık sınavıyla, özellikle de motor engeliyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Mevcut modellerde ABD üretimi F-110 motorlarının kullanılması ve ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Haziran 2026’da 700 milyon dolarlık motor satışına onay vermesi, Washington’ın projenin hızı üzerinde hâlâ söz sahibi olduğunu gösterdiği ifade edildi. Türkiye bu açığı yerli TF-35000 motorunu geliştirerek kapatmaya çalışırken; analizde gerçek egemenliğin uçağın gövdesine sahip olmakla değil; motor, yazılım, radar ve tedarik zincirinin tamamına hükmetmekle kazanılabileceği vurgulandı.