Nokia'nın Hiç Görmediğiniz Telefon Prototipleri

Wait 5 sec.

Nokia'nın eski telefonlarını düşündüğümüzde aklımıza 3310, 6600, N95 veya N-Gage gibi gerçekten satışa çıkan modeller geliyor. Oysa şirketin tasarım ve araştırma ekipleri yıllar boyunca bunlardan çok daha sıra dışı cihazlar üzerinde çalıştı. Bazıları çalışan prototip veya konsept model olarak hazırlanırken bazıları gelecekte mümkün olabilecek teknolojileri göstermek amacıyla tasarlandı.Esneyerek bilekliğe dönüşen telefonlar, neredeyse bütün yüzeyi ekran olan cihazlar ve nanoteknoloji sayesinde kendi kendini temizlemesi planlanan gövdeler bunlardan yalnızca birkaçıydı. Üstelik bugün katlanabilir ekran veya giyilebilir teknoloji dediğimiz bazı fikirlerin izlerini Nokia'nın onlarca yıl önce hazırladığı çalışmalarında görmek mümkün.Nokia MorphNokia'nın gelecek tasarımları arasında en dikkat çekici olanlardan biri kuşkusuz Morph'tu. Nokia Research Center ile Cambridge Üniversitesi tarafından geliştirilen nanoteknoloji konsepti 2008 yılında tanıtıldı. Buradaki amaç yakın zamanda mağazaya çıkacak bir telefon göstermek değil, nanoteknolojinin gelecekte mobil cihazları nasıl değiştirebileceğini hayal etmekti.Morph'un en çarpıcı özelliği esnek yapısıydı. Cihazın şekil değiştirebilmesi, düz bir telefon formundan bileğe sarılan bir cihaza dönüşebilmesi düşünülüyordu. Esnek malzemeler ve şeffaf elektronik bileşenler konseptin merkezinde yer alıyordu.Fikir bununla da sınırlı değildi. Nokia, nanoteknolojiden yararlanılarak kendi kendini temizleyebilen yüzeylerin mümkün olabileceğini gösteriyordu. Cihazın çevresindeki maddelerin kimyasal özelliklerini algılayabilmesi gibi çok daha fütüristik senaryolar da tasarımın parçasıydı.Bugün katlanabilir ekranlı telefonlar gerçekten satın alınabiliyor ve bileğe takılan akıllı cihazlar hayatımızın sıradan bir parçası. Morph'un hayal ettiği teknoloji hâlâ birebir gerçekleşmiş değil ancak 2008'de gösterilen esnek mobil cihaz fikri artık bilim kurgu kadar uzak görünmüyor.Nokia AeonNokia'nın 2006 civarında gösterdiği Aeon konsepti, fiziksel tuşların telefon tasarımından tamamen çıkarılabileceği bir gelecek hayal ediyordu. Bu tarih önemli çünkü ilk iPhone henüz tanıtılmamıştı ve cep telefonlarının büyük bölümü fiziksel sayı tuşlarına sahipti.Aeon'un yüzeyinin büyük bölümü dokunmaya duyarlı ekranlardan oluşuyordu. Sabit fiziksel tuşlar yerine ekrandaki kontroller kullanım biçimine göre değişebilecekti. Telefon görüşmesi sırasında sayı tuşları, mesaj yazarken farklı kontroller, müzik dinlerken ise medya düğmeleri görüntülenebilecekti.Konseptin modüler ve giyilebilir kullanım fikirleri de vardı. Parçaların farklı biçimlerde kullanılabilmesi, telefonun yalnızca cepte taşınan tek parça bir cihaz olmaktan çıkabileceğini gösteriyordu.Bugün baktığımızda sanal tuşların kullanım senaryosuna göre değişmesi son derece normal. Dokunmatik akıllı telefonlarda klavyeden oyun kontrollerine kadar her şey gerektiğinde ekranda beliriyor ve kullanılmadığında kayboluyor.Aeon mağazalara çıkan gerçek bir Nokia telefonu olmadı. Buna rağmen şirketin fiziksel tuşların hâkim olduğu bir dönemde telefon yüzeyini tamamen değişken bir dijital alana dönüştürmeyi düşündüğünü göstermesi açısından oldukça ilginçti.Nokia 888İnternette eski Nokia konseptleri arasında en sık karşınıza çıkabilecek tasarımlardan biri Nokia 888. Ancak burada küçük bir ayrım yapmak gerekiyor. Nokia 888 doğrudan Nokia'nın satışa hazırladığı iptal edilmiş bir telefon değildi. Tasarımcı Tamer Nakışçı'nın Nokia Benelux Design Awards kapsamında hazırladığı ve ödül kazanan gelecek telefonu konseptiydi.2005'te ortaya çıkan fikir, klasik sert telefon gövdesini tamamen ortadan kaldırıyordu. Nokia 888'in bükülebilen, kıvrılabilen ve kullanıcının ihtiyacına göre farklı biçimlere sokulabilen bir cihaz olması düşünülmüştü.Telefon bileğe sarılarak aksesuar gibi taşınabilecek, farklı şekillerde katlanabilecek veya kıyafete tutturulabilecekti. Konseptte esnek dokunmatik ekran, ses tanıma ve dokunmaya duyarlı gövde gibi o dönem için oldukça fütüristik özellikler bulunuyordu.Daha da ilginç olanı, cihazın fiziksel biçiminin iletişim amacıyla kullanılabileceği düşüncesiydi. Telefon belirli bildirimlerde şekil değiştirebilecek ve kullanıcılar farklı biçimleri kaydedebilecekti.888 hiçbir zaman seri üretime girmedi. Yine de 2000'lerin ortasında geleceğin telefonlarının yalnızca daha ince dikdörtgenlerden oluşmayacağına dair ne kadar farklı fikirlerin bulunduğunu gösteren unutulmaz tasarımlardan biri oldu.Nokia GEM2011 yılına geldiğimizde akıllı telefonların yönü artık çok daha belirgindi. Büyük dokunmatik ekranlar yaygınlaşıyor, fiziksel klavyeler yavaş yavaş geri plana düşüyordu. Nokia GEM konsepti ise ekran fikrini telefonun ön yüzünün çok daha ötesine taşımayı amaçlıyordu.GEM'de neredeyse bütün gövdenin etkileşimli bir yüzey olması düşünülüyordu. Yani cihazın yalnızca ön kısmında sabit bir ekran bulunmayacak, dış yüzey kullanım senaryosuna göre görünüm değiştirebilecekti.Bu fikir telefon tasarımını yazılımın bir parçasına dönüştürüyordu. Kullanıcı cihazın dış görünüşünü değiştirebilir, farklı yüzeylerde farklı kontroller görebilir ve ihtiyaç duyulan bölümleri etkileşim alanı olarak kullanabilirdi.Günümüz telefonlarında arka kapak hâlâ çoğunlukla pasif bir yüzey. Katlanabilir cihazlar ve dış ekranlı modeller ise GEM'in hayal ettiği çok yüzeyli etkileşime biraz daha yaklaştı. Xiaomi Mi MIX Alpha gibi gövdesinin büyük bölümünü ekranla kaplayan deneysel telefonlar da yıllar sonra benzer sorular sordu.Nokia GEM gerçek bir ticari ürün hâline gelmedi. Şirketin tasarım arşivinde konsept modellerinin bulunması ise fikrin yalnızca internette dolaşan hayran tasarımlarından ibaret olmadığını gösteriyor.Nokia HumanForm2011'de Nokia'nın geleceğe dair gösterdiği bir başka sıra dışı çalışma HumanForm'du. İsmi bile cihazın temel düşüncesini anlatıyordu. Sert, köşeli ve değişmeyen telefon tasarımı yerine insan hareketlerine daha doğal tepki veren bir cihaz hayal ediliyordu.HumanForm şeffaf ve kıvrımlı gövdesiyle klasik akıllı telefonlardan tamamen farklı görünüyordu. Tasarımda nanoteknoloji önemli rol oynuyor, cihazın bükme ve dokunma gibi fiziksel hareketlerle kontrol edilmesi düşünülüyordu.Telefonu hafifçe eğmek veya gövde üzerinde farklı hareketler yapmak arayüzle iletişim kurmanın yollarından biri olacaktı. Böylece kullanıcı yalnızca düz bir cam yüzeye dokunmak yerine cihazın kendisiyle fiziksel olarak etkileşime girecekti.Bu düşüncenin bazı parçalarını daha sonra farklı ürünlerde gördük. Basınca duyarlı ekranlar, telefonun kenarını sıkarak komut verme sistemleri ve katlanabilir cihazların farklı açılarda çalışabilmesi üreticilerin fiziksel hareketleri arayüzün parçasına dönüştürmeye devam ettiğini gösterdi.HumanForm'un tasarlandığı biçimiyle gerçek bir Nokia telefonuna dönüşmesi ise gerçekleşmedi. Konsept daha çok Nokia Research Center'ın insan ile mobil cihaz arasındaki ilişkinin nasıl değişebileceğine dair yaptığı deneylerden biri olarak kaldı.Nokia Kinetic DeviceNokia'nın 2011 yılında sergilediği Kinetic Device, ilk bakışta dönemin normal dokunmatik telefonlarına yakın görünüyordu. Elinize aldığınızda ise fark ortaya çıkıyordu çünkü cihaz fiziksel olarak bükülerek kontrol edilebiliyordu.Kullanıcı telefonu hafifçe esneterek menüler arasında hareket edebiliyor, görüntülere yakınlaşıp uzaklaşabiliyordu. Böylece ekrana parmakla dokunmak dışında telefonun gövdesinin hareketi de bir kontrol yöntemi hâline geliyordu.Bu yaklaşımın ilginç tarafı eldiven kullanırken veya ekranı doğrudan görmek zor olduğunda bile belirli komutların fiziksel hareketlerle verilebilmesiydi. Nokia, esnek ekran teknolojisini yalnızca telefonu katlayıp küçültmek için değil yeni bir arayüz oluşturmak amacıyla da düşünüyordu.Kinetic Device piyasaya çıkmadı ancak gösterilen çalışan prototip, esnek ekran teknolojisinin laboratuvar konseptlerinden gerçek cihazlara doğru ilerlediğini gösteriyordu.Bugünün katlanabilir telefonlarında ekran gerçekten bükülüyor fakat kullanıcı arayüzünü kontrol etmek için telefonu sağa sola esnetmiyoruz. Nokia'nın yaklaşımı bu açıdan hâlâ sıra dışı. Şirket esnekliği yalnızca tasarım özelliği değil, fiziksel bir komut yöntemi olarak değerlendirmişti.Nokia'nın prototipleri neden satışa çıkmadı?Bir konsept telefonun gösterilmesi, üreticinin onu birkaç ay sonra mağazaya çıkaracağı anlamına gelmiyor. Nokia'nın Morph, GEM ve HumanForm gibi projelerinin önemli bölümü gelecekte mümkün olabilecek teknolojileri araştırmak veya yeni kullanım biçimlerini göstermek için hazırlanmıştı.Bazı fikirlerin önünde doğrudan teknoloji engeli vardı. Esnek ekran yapmak tek başına yeterli değil. Bataryanın, devrelerin, bağlantı noktalarının ve diğer bileşenlerin de aynı fiziksel harekete dayanması gerekiyor. Cihaz seri üretilecekse maliyet, dayanıklılık ve tamir edilebilirlik gibi konular da devreye giriyor.Konsept çalışmaların başka bir görevi daha var. Tasarımcılar gerçek bir ürünün ticari sınırlarına bağlı kalmadan gelecekte işe yarayabilecek fikirleri deneyebiliyor. Ortaya çıkan cihaz hiçbir zaman satılmasa bile araştırılan teknolojinin küçük bir parçası yıllar sonra başka bir üründe kullanılabiliyor.Nokia'nın eski konseptlerine bugün bakmayı eğlenceli yapan da tam olarak bu. Bazıları hâlâ bilim kurgu ürünü gibi dururken bazı fikirlerin günlük hayatımıza çoktan girdiğini görüyoruz. Tamamen dokunmatik yüzeyler, katlanabilir ekranlar ve giyilebilir cihazlar artık gerçek ürünler.Nokia bu prototiplerin tamamıyla geleceği doğru tahmin etmiş değildi. Fakat şirketin telefon tasarımının bugünkü dikdörtgen cam gövdeden çok daha farklı olabileceğini yıllar önce sorguladığı açık. Belki de en ilginç ayrıntı, 2000'lerde fazlasıyla uçuk görünen esnek telefon fikrinin bugün mağazada satın alınabilen cihazlara dönüşmüş olması.