Bugün Renault Toros denildiğinde birçok kişinin aklına 'sağlamlık' geliyor. Özellikle Anadolu’da yıllarca aile otomobili, yük taşıma aracı hatta şartlar gerektiğinde adeta hafif ticari gibi kullanılan Torosların hâlâ yollarda görülebilmesi de bu ünün tamamen tesadüf olmadığını gösteriyor.Gelin, Toros’un bozuk köy, arazi yollarıyla neden bu kadar iyi başa çıkabildiğine yakından bakalım.Toros'un hikâyesini anlamak için önce Renault 12'ye bakmak gerekiyor.1960'ların sonunda ortaya çıkan Renault 12, ulaşılabilir, kullanışlı ve farklı yol koşullarında görev yapabilecek bir aile otomobili olarak tasarlanmıştı. Türkiye'de OYAK-Renault tarafından üretilen Renault 12 ailesi ilerleyen yıllarda Toros adıyla yoluna devam etti. Temel mimarinin yıllarca korunması, otomobilin mekanik açıdan ustaların çok iyi tanıdığı bir modele dönüşmesini de beraberinde getirdi. Toros'un Anadolu'daki başarısında belki de en önemli noktalardan biri buydu: Otomobil yalnızca dayanıklı olmakla kalmıyor, bozulduğunda da kolayca tamir edilebiliyordu.Toros'un ön tarafında çift salıncaklı bağımsız süspansiyon düzeni bulunurken arkada rijit aks kullanılıyordu.Özellikle arka taraftaki bu yapı günümüz otomobillerindeki gelişmiş bağımsız süspansiyon sistemlerine kıyasla oldukça basit görünebilir. Fakat bozuk yol şartlarında basitlik bazen önemli bir avantaja dönüşebiliyor. Daha az karmaşık bağlantı noktası ve hareketli parçanın bulunması, arızalanabilecek bileşen sayısının da sınırlı kalmasına yardımcı oluyor. Bu sistem günümüz standartlarında en yüksek yol tutuşu veya konforu sağlamıyordu ancak güçlü olduğu alan, bozuk yol koşullarıydı. Bahsettiğimiz bu rijit aks, otomobilin dayanıklılık karakterinin önemli parçalarından biriydi. Özellikle aracın bagajının doldurulduğu, arka koltukların tamamen dolu olduğu veya otomobilin olması gerekenden daha ağır kullanıldığı Anadolu şartlarında dayanıklı bir arka takım ciddi avantaj sağlıyordu. Aracın hafif olması da alt takımın işini kolaylaştırıyordu.Günümüz otomobilleri güvenlik ekipmanları, elektronik sistemler, ses yalıtımı ve konfor donanımları nedeniyle geçmişteki otomobillere göre oldukça ağır olabiliyor. Toros ise yaklaşık bir ton civarındaki ağırlığıyla çok daha hafif bir otomobildi. Ağırlık azaldıkça çukura girildiğinde süspansiyon, rotiller, burçlar, jantlar ve diğer yürüyen aksam parçalarının karşılamak zorunda kaldığı kuvvetler de değişiyor. Dolayısıyla Toros'un hafif yapısı, alt takımının zorlu şartlarda çalışmasını kolaylaştıran faktörlerden biriydi. Bu aynı zamanda otomobilin çamur, stabilize yol ve bozuk köy yollarındaki kullanımına da katkı sağlıyordu.Bir başka önemli nokta ise otomobilin altını yere çok yaklaştıran sportif bir tasarıma sahip olmamasıydı.Toros, döneminin şartlarına uygun şekilde yeterli yerden yüksekliğe ve süspansiyon hareketine sahipti. Derin çukurlar, bozuk köy yolları düşünüldüğünde birkaç santimetrelik ekstra mesafe bile önemli hâle gelebiliyor. Tamponu veya aracın altını sürekli yere vurma endişesinin daha az olması Toros'un kırsal kullanımda tercih edilmesinin nedenlerinden biriydi.Özetle, Toros'un bu sağlamlığını tek bir şeye bağlamak doğru değil.Basit süspansiyon yapısı, dayanıklı arka aksı, hafif gövdesi, yeterli yerden yüksekliği ve kolay tamir edilebilir mekanik yapısı bir araya geldiğinde ortaya Türkiye'nin o dönemki yol şartlarına oldukça uygun bir otomobil ortaya çıkmıştı.