Bahçeli'den İsrail'e tepki: "Türkiye’yi kışkırtmaktan vazgeçmelidir"

Wait 5 sec.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail'e tepki gösterip "Türkiye’yi kışkırtmaktan, sabrını sınamaktan vazgeçilmelidir." dedi.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarının kabul edilemez olduğunu bildirdi. Bölgesel barış ve güvenliği tehdit eden saldırgan politikaları karşısında İsrail’in uluslararası hukuk çerçevesinde etkisizleştirilmesi, ertelenemez bir zorunluluk haline geldiğine vurgu yapan Bahçeli, İsrail'in İdlib şehri kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne saldırmasına tepki gösterdi. "TÜRKİYE'NİN SABRINI SINAMAKTAN VAZGEÇMELİ" "İster tarihi yayılmacılığının ve hukuk tanımazlığının tezahürü, isterse de yaklaşan seçimlere dönük bir girişim olsun; yapılan hukuka, barışa ve bölgesel huzura yönelik kabul edilemez bir saldırıdır." diye açıklama yapan Bahçeli, şöyle devam etti: "Türkiye karşıtlığını her geçen gün daha da tırmandırırken uluslararası desteğini ve meşruiyetini giderek kaybeden İsrail yönetimine çağrımız nettir. Türkiye’yi kışkırtmaktan, Türkiye’nin sabrını sınamaktan, ülkemizin millî güvenlik alanlarına dolaylı veya doğrudan müdahale anlamına gelebilecek teşebbüslerden ve Türkiye karşıtı çevreleri cesaretlendiren söylemlerden vazgeçilmelidir. Türkiye çatışma arayan bir ülke değildir. Bununla birlikte, kendisine yönelen tehditleri görmezden gelecek, egemenlik haklarının ihlal edilmesine seyirci kalacak veya millî güvenliğini başkalarının insafına bırakacak bir ülke hiç değildir." "DİKKATLE TAKİP EDİLMEKTEDİR" İsrail’in Suriye sahasında Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıyla kesişen hamlelerinin dikkatle takip edildiğine vurgu yapan Bahçeli, "Hiç kimse Türkiye’nin barış iradesini zafiyet, itidalini acziyet, diplomasiyi önceleyen yaklaşımını caydırıcılıktan yoksunluk olarak yorumlama hatasına da düşmemelidir." dedi. "GÜVENLİK SORUNUNA DÖNÜŞMÜŞTÜR" Terörsüz Türkiye sürecine dikkat çeken MHP lideri, "Türkiye, Terörsüz Türkiye hedefiyle iç cephesini tahkim ederken, komşularının istikrarını kendi güvenliğinin ayrılmaz bir parçası saymakta; diplomasi, arabuluculuk, ekonomik iş birliği, insani yardım ve bölgesel sahiplenme üzerinden barış üretmeye çalışmaktadır." dedi. İsrail yönetimine tepki gösteren Bahçeli, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: "İsrail yönetimi ise Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada kriz, çatışma ve insani yıkımla anılmaktadır. Terörsüz Türkiye’de alınan mesafe, terörsüz bölge yolunda yaşanan olumlu gelişmeler kaos ve çatışma ikliminden beslenen İsrail’in dengelerini sarsmış, oyunlarını bozmuştur. İsrail yönetiminin izlediği saldırgan ve yayılmacı siyaset, bütün bölgenin geleceğini tehdit eden başlıca güvenlik sorunlarından birine dönüşmüştür." "TÜRKİYE ULUSLARARASI HUKUKUN TARAFINDA YER ALMAKTADIR" Türkiye'nin tutumunun açık olduğunu dile getiren Bahçeli, "Türkiye, her zaman olduğu gibi savaşın değil barışın, işgalin değil egemenliğin, parçalanmanın değil toprak bütünlüğünün, hukuksuzluğun değil uluslararası hukukun tarafında yer almaktadır." diye konuştu. Türkiye’nin yürüttüğü akılcı ve insani dış politikanın esasının barış, kardeşlik ve adalet zemininde bölgede huzur ve istikrarı kalıcı hâle getirmek olduğunun altını çizen MHP lideri, "Türkiye’nin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korurken komşularımızın da egemenlik ve güvenliğine saygı gösterilen bir 'huzur kuşağı' oluşturmaktır. Türkiye’nin güçlenmesinden, terörden arınmasından, komşularıyla normalleşmesinden ve bölgesinde istikrar üretmesinden rahatsız olan hiçbir hesabın başarı şansı olmayacaktır. "dedi. "PROVOKATİF ADIMLARDAN VAZGEÇMELİDİR" Suriye sahasını sürekli genişleyen bir askerî müdahale alanına dönüştürmek, bölgesel güvenliği sağlamayacak; aksine İsrail’in çevresindeki istikrarsızlık ve husumet çemberini daha da genişleteceğine dikkat çeken Bahçeli, "İsrail, Suriye üzerinden Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini sınamaktan ve bölgemizi yeni gerilimlere sürükleyecek provokatif adımlar atmaktan vazgeçmelidir." uyarısında bulundu. Türkiye açısından Suriye topraklarında kalıcı işgal alanları oluşturulması, fiilî sınırların değiştirilmesi, tampon bölgelerin genişletilmesi veya herhangi bir etnik ve mezhebî unsurun jeopolitik amaçlarla araçsallaştırılmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: "Suriye’de güçlü, egemen, bütünlüğünü koruyan ve kendi vatandaşlarıyla sağlam bir hukuk ilişkisi kuran bir devlet yapısı tüm bölge ülkelerinin hayrına olacaktır. Netanyahu yönetiminin tasfiyesi önem arz etse de İsrail’de yeni Netanyahular yaratacak yapısal ve politik iklimin ortadan kaldırılması esas olmalıdır. Bu amaçla yumuşak ve sert güç unsurlarının akıllı güce dönüştürülmesi; başta bölge ülkeleri olmak üzere uluslararası örgütlerin ve diğer devletlerin insanlık düşmanı politikaların kalıcı bir şekilde ortadan kaldırılması için çaba harcaması gerekmektedir." MİLLİ GÜVENLİĞİN KORUNMASI İsrail’in güvenlik üretme iddiasıyla uyguladığı politikaların uzun vadede güvenlikten ziyade istikrarsızlık, meşruiyet kaybı ve yeni çatışma alanları ürettiğini dile getiren MHP lideri, Filistin meselesinin çözümünün bölgesel güvenlik mimarisinin merkezinde bulunduğunu söyledi. Bahçeli, Türkiye’nin çok taraflı diplomasi, uluslararası hukuk, bölgesel iş birliği ve caydırıcı savunma kapasitesini birlikte kullanan bir strateji izlemesi hem millî güvenliğin korunması hem de bölgesel barışın tesis edilmesi açısından önem taşıdığına da vurgu yaptı. "SINIRLARIN GÜVENCE ALTINA ALINMASINI ARZU EDİYORUZ" Bahçeli, "Biz bölgemizin haritalarının yeniden çizilmesini değil sınırların güvence altına alınmasını; devletlerin parçalanmasını değil kurumsal olarak güçlenmesini; toplumların birbirine düşman edilmesini değil ortak refahın büyütülmesini arzu ediyoruz." dedi. İsrail yönetiminin tercih yapmak zorunda olduğunu sözlerine ekleyen Bahçeli, "Ya çatışma ve yayılmacılık sarmalını derinleştirerek bölgenin kriz ve katliam merkezi olmayı sürdürecek ya da uluslararası hukuka, komşularının egemenliğine ve Filistin halkının meşru haklarına saygı göstermeyi seçecektir. Birinci yol İsrail’e daha fazla yalnızlık, daha fazla düşmanlık, daha ağır ekonomik ve siyasi maliyetler getirecektir. İkinci yol ise hem İsrail halkının hem Filistinlilerin hem de bütün bölge halklarının geleceği açısından gerçekçi ve makul yol olacaktır. " açıklamasında bulundu. Bahçeli, asıl meselenin Orta Doğu’da savaşların ve işgallerin tekrar üretilemeyeceği, devletlerin egemenliklerinin güvence altında olduğu, sivillerin korunmasının tartışmasız bir ilke kabul edildiği yeni bir bölgesel düzenin nasıl kurulması gerektiğinin olduğunu dile getirdi. MHP lideri, bu kapsamda değerlendirmelerine devam etti: 1.Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye ortaklığında imzalanan “Mekke Anlaşması” ile üye ülkelerin egemenlik haklarını korumak ve ortak coğrafyada yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmak mümkün olabilecek, üç ülkenin güçlerini birleştirme inisiyatifiyle hayata geçen bu girişimin üye sayısının artırılması suretiyle de “Kudüs Paktı” önerimizle ulaşmak istediğimiz İslam ülkelerinin ortak güvenlik ve savunma inisiyatifi kazanması, İsrail saldırganlığının hedefi olan bütün ülkeleri ve bölgeleri kapsayan bir savunma iş birliğiyle “İslam Barış Gücüne” dönüştürülmesi sağlanmalıdır. 2.Üye ülkelerle birlikte daha önce önerdiğimiz Dünya Barış Konseyinden mülhem geçici bir ABD, Rusya, Çin ve AB’den oluşan Ortadoğu Barış Koalisyonu/Konseyi oluşturulmalı, süratle bölgede istikrar sağlanması hedeflenmelidir. 3.Orta Doğu'da yaşanan krizler, geçici ateşkes girişimleriyle çözülemeyecek kadar derin ve çok boyutlu bir hâl almıştır. Bu nedenle bölgesel güvenliği bütüncül bir yaklaşımla ele alacak, sürekliliği olan bir diyalog mekanizmasının oluşturulması gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye'nin girişimiyle, Birleşmiş Milletler himayesinde ve Ortadoğu Barış Koalisyonu/konseyiyle dirsek temasında olan Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı toplanmalı; Filistin’de iki devletli kalıcı barışın tesis edilmesi ve Ortadoğu’nun barış ve istikrar iklimine kavuşması için yol haritası belirlenmelidir. 4. Türkiye tarafından bölgesel güvenlik anlayışına yön veren ilkeleri ortaya koyan, barış ve huzur iklimini merkeze alan “Ankara Deklarasyonu" ilan edilmelidir. Ayrıca Türkiye, İsrail’den kendisine yönelik olası bir hasmane saldırıya karşı asla tepkisiz kalmayacağını, doğabilecek sonuçlardan Türkiye’nin sorumlu olmayacağını ilan etmelidir. Aynı zamanda, dünya Yahudiliğine zor zamanlarında kucak açmış bir millet olarak, İsrail yönetiminin bir katilin eline kalmasından üzüntü ve endişe duyulduğu da vurgulanmalıdır. 5. Geçmiş çatışma tecrübeleri göstermektedir ki uluslararası denetim mekanizması bulunmayan ateşkesler uzun ömürlü olamamaktadır. Bu nedenle Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulacak tarafsız bir “Uluslararası Ateşkes Gözlem Misyonu” oluşturulmalıdır. Bu misyon; ateşkes ihlallerini kayıt altına almalı, insani yardım koridorlarının güvenliğini denetlemeli, sivillerin korunmasına ilişkin gelişmeleri düzenli olarak raporlamalı, uluslararası kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmelidir. 6. Münferit devletlerin girişimleriyle yürütülen arabuluculuk faaliyetleri yerine kurumsallaşmış ve çok taraflı bir yapı, diplomatik girişimlerin sürekliliğini sağlayacaktır. Bu doğrultuda geçmişte de karmaşık krizlerin yönetiminde etkili olan “Uluslararası Arabuluculuk Temas Grubu” kurulmalıdır. 7. Yaptırımların veya yalnızca diplomatik çağrıların tek başına kalıcı sonuç üretmediği dikkate alınarak “Kademeli Diplomatik Baskı ve Teşvik Mekanizması” oluşturulmalıdır. “Barış için İsrail’in Çevrelenmesi” politikası uygulanmalı ve başta bölge ülkeleri olmak üzere İsrail üzerinde siyasi ve ekonomik baskılar arttırılmalı, askeri caydırıcılık mekanizması etkinleştirilmelidir. Buna karşılık; ateşkesin kalıcı hâle getirilmesi, yayılmacılığın ve yerleşim faaliyetlerinin durdurulması, müzakere sürecine geri dönülmesi, uluslararası hukuka uyum sağlanması durumunda diplomatik ve ekonomik teşvik mekanizmaları da devreye sokulmalıdır. Bu hususlar, İsrail’in bölgede ve uluslararası kamuoyunda yalnızlaşması ve İsrail’deki politik iklimin değişmesi açısından önem arz etmektedir."